25 Temmuz 2009 Cumartesi

Hala zor

Yeni tanıştığım insanlara anlatması bir nebze kolay oluyor, ki yine de acıtıyor, ama arkadaşlarıma okumuyorum demek, okuldan atıldım demek, ardından binlerce sorunun gelmesi... Çok zor lan.

Param yoktu harç ödemedim, param yoktu, kontür yüklemedim, okulun gönderdiği uyarı mesajları ulaşmadı, kontör yüklemmedim hattım kapandı, okulun uyarı telefonlarını alamadım, param yoktu, ev telefonunun faturasını ödemedik kapandı, okula soramadım ne zaman harç març diye... İnternetten sitesine baktım, harca dair bişey yoktu. Zaten bilsem bile veremezdim, umursamadım bu yüzden. Telefonun açıldığı ilk gün aradım okulu, ilişiğiniz kesildi dediler. Okula gidemedim bir gün bari gitsem belki biraz zaman tanırlardı, param yoktu, başka şehirdeki üniye nasıl gideyim. Kayıt parasını bile borçla ödemiştik.

Tek bir dönemde attılar.

Tüm bunları nasıl anlatayım ki? Kimse bilmiyor bu kadar beter durumda olduğumuzu.

Hiç sevimiyorum muhabbet okula dönsün, konuşsunlar, sorsunlar...

17 Temmuz 2009 Cuma

Arsızlaştım

İşimi yapmak istemiyorum. İçimden gelmiyor. Eskiden olsa parası az geldiği için, kendimi heba etmeye değmeyeceğini düşündüğüm için sıkılırdım. Elim gitmezdi. Şimdi neden bilmiyorum. Fazladan fazladan istemediğim halde avans almak mı? İstediğim fiyata ulaştığım için mi? Yine yetmiyor çünkü göt kadar bişey. Ki hoş, bin lira bile olsa yine harcanır giderdi, yetmezdi. Ama bu hiç yetmiyor gibi. Ama ben de hata var, para harcamayı bilmiyorum. Harcayamıyorum lan? Dişimi sıkıyorum sıkıyorum, şunu alayım biriktirip diyorum, sonra sıktığımdan fazlasını çok ihtiyacım olayan bişeye harcıyorum...

İşi yapmamak için elimden geleni ardıma koymuyorum... Hangi noktadan sonra bu derece arsızlaştım bilmiyorum. Elimden gelenin fazlasını yapmak istedim eskiden, bir dese bin yapardım. Şimdi iki dese bir bile yapasım gelmiyor. Güveniyor ama bana. Hem de çok. Yüzünü kara çıkarmamalıyım...

16 Temmuz 2009 Perşembe

Şu sıralar...

Yok hayır onu seviyor değilim. Hatta gıcık oluyorum. Ama benden hoşlanıyor olmasından hoşlanıyorum. Bir anı bir anını tutmuyor (bu biraz benim özelliğimdi sanki). Ama böyle bana deli olsun ben yüz vermeyeyim filan istiyorum. Var mı böyle bişey ya?

Ki, tek bir kişi için değil, benden hoşlanmış herkese yaptığım şey bu. Onlar benden hoşlanmasın, ben onlardan hoşlanayım filan. Niye böyle bu...

Hatta benim için ölsün bitsin, skime takmayayım...

----

Çoğu zaman özgüvenim tepede, bazense bi bok bile değilim diyorum. Olduğum gibi kalmaktan korkuyorum. Şuanı tekrar yaşamak belki dayanırım, ama bu durumun, tüm bu değişkenlerin değişmeden hayatımı etkilemeye devam etmesinden korkuyorum. Korku? Tam kelime değil. İçten içe ürkmek? Belki...

Hiçbir duygumda ciddi değilim. Belki nefret en kesin çizgileriyle içimde duran. Üzüntü, evet çok var ama geçiyor. Hatta çok üzülmenin iyi bişey olduğuna karar verdim ben. Elindekilerin değerini anlıyorsun. Elinde çürük bir elma varken ve bunu yememek için burun kıvırırken, vakti gelince bunu bile özlüyorsun.

Yavaş yavaş kendime geliyorum sanırım. Geldiğim kendim miyim? Bir değişim oluyor, içimde, dışım yine aynı. Kesin olmayan şeyler hala var, hafızam, bilmemezliklerim, eminsizliklerim

Daha iyi hissediyorum kendimi.

Dışarı yine çıkamıyorum ama. İnsanların sorularından kaçıyorum. Kimseye diyemiyorum sebebini. Bir yıldır görüşmediğim biri vardı. Beni evine çağırdı. Başka arkadaşlarla toplaşacaktık. Olmaz belki dedim. Ama biliyordum gitmeyeceğimi. "Bir yıl boyunca ne yaptın" sorularından kaçtım. İşin mi var dedi, bişeyler geveledim. Yalan söylemem. Sevmiyorum. Söyleyemiyorum. Çok utanırım yalanım çıksa. Ve gitmedim. Bugündü. Gitmicem demedim bile. Aklımdan çıkmış numarası çekiyorum biraz. Söylesem neden gelmeyeceğimi, bahanem yok. Gel diye ısrar edecek, soru soracak. Sorular yoruyor beni. Bir "okuyor musun?" sorusuna bile cevap vermekte zorlanıyorum. Okuluma gitmem gerek, eskisine, hocalarımla karşılaşmak istemiyorum. Soru sormalarından kurcalamalarından korkuyorum. Ben nasıl okumam?

Aslında ara sıra gözümde büyütüyormuşum gibi geliyor. Ama elimde olan bişey, kendim istedim beklemeyi desem sorulara göğüs gererim (bir nebze, o kadar güçlü olduğumu sanmıyorum), ama elimde olan bişey değildi. Bu gücüme gidiyor. Bu yıl bir yere girmek zorundayım, kendi ruh sağlığım için...

Yanımda asla okul muhabbeti açılsın istemiyorum... Kaçıyorum muhabbetten, dolayısıyla insanlardan. İnterneti sevme sebebim bu işte, insanlar mimiklerini, yüz şeklini, ses tonunu, vurgunu, ruh halini, moralini fark etmiyor. Konuşmak daha kolay oluyor. Konu değiştirdiğinde karşındaki hassas bir yere değdiğini fark etmiyor. İlişkiler daha kolay böyle.

Şuan bulunduğum halden memnun değilim. İnsanlar hele tanıdıklarım arkadaşlarım, beni böyle görmesin istiyorum. İçi kof bir özgüven bendeki. Göstermelik. Bazen gerçekten öyle hissediyorum. Ama biri o an kötü bişey desin. Anında tıs....

Çok karmaşığım be.. Sürekli kendi kendimi yalanlamış oluyorum, sözlerimle, davranışlarımla. Süper hafızam var diyorum. An geliyor nasıl dejavü doluyor. Nasıl süngere dönüyor. Öyle bulanıklaşıyor ki o anlar içinden kesin belirgin bir an, tat, koku, isim, mekan, zaman seçemiyorum hiç bişey. Her şey birbirine karışıyor. Kişiler, konuşmalar, tam dilimin ucuna geliyor. Hatırlayamıyorum. Ya yüzü aklıma geliyor ası hakkında fikrim yok, ya da zaman aklıma geliyor olay hakkında...

Lisede alan seçicez, ben ya sayısal ya tamamen sözel istiyorum. Karşıyım tm'ye. Ama her ikisi arasında gidip geliyorum. Bi o, bi o. Sene sonu geliyor. Müdür sayı az olursa sözel açmayız diyor. Sözel isteyenler adam toplamaya çalışıyor sınıf açılsın diye. Bana gelip soruyorlar, aa Alakasız sendin sözel isteyen di mi?, yoo ne alaka diyorum. Ve bunu içten söylüyorum. Sözel istemiyorum ki ben diyorum, başkasıdır o diyorum. Tamamen aklımdan uçuyor sözel... İki gün sonra, konuyu duyuyorum açılmamış diye, aa diyorum ne güzel olurdu açılsaydı, ben de giderdim... Uzunca bir süre fark etmiyorum dediklerimi... Ama zaten o zamanlar şalterin attığı dönemlerdi...

Çok karmaşığım be..

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Hayat güzel şey

Çoğu zaman farkında olmuyorum. Ama güzel şey. Ve aynı zamanda bu güzel hayatta yaşanacak çok şey var. Güzeliyle çirkiniyle. Çirkin olmazsa güzeli nasıl tanımlayabilirsin ki?

Çok mu pembe oldu bu sözler?

Bir kaç zamandır çok büyük bir isteğim var. "Ölmeden önce yapılması gereken şeyler" listesine dahil;

Kaptanlık belgesi alıcam (büyük demiştim), bir şekilde yelkenlim veya teknem olacak (kiralık veya değil önemli değil), o tekneyle doğduğum yerden denize açılıcam, biraz kıyıdan dolaşıp sonra denizin ortasından (henüz karar veremediğim) bi yere varıcam. Ama asıl konu bu değil, bütün bir yolculuk boyunca elimde kaliteli çözünürlüğü yüksek, pilleri (tabii ki şarjlı ve) uzun süre giden, içindeki hafıza kartı olabilecek en büyük boyutta (çok büyük isteğim dedimdi) bi fotoğraf makinesi olmalı. Yanında tripod. Bu makina otomatik olarak dakikada şu kadar veya şu süre boyunca şu kadar kare fotoğraflayabilmeli (fotoğraf makinelerinden hiç anlamam). Daha sonra ben o kareleri bilgisayara atıcam. Bir binlerce foto editleyebilecek kapasitede program bulup o kareleri tek kare haline getiricem. Yani fotonun en solunda açıldığım iskele, en sağında demir attığım iskele, ortada geçtiğim yerler olacak. Gayet büyük yer kaplayan bir dosya olur sanırım. Belki istediğim yerlerden keser birkaç parça haline getiririm. Daha sonra 360desktop programı bulup onlar yuvarlak haline de getirebilirim. Ama gidiş dönüş çekmem gerekir, başladığı yerden bittiği yere, sonra tekrar başladığı yere...

Her vapur/gemi/tekne/feribot/motor/sandal/roro vb.lerine binişimde bu istek aklıma geliyor... Birgün yapmalıyım bunu.

Mutluyum bugün. Hoş birgün. Denizin üzerinde olmayı seviyorum. İçinde asla.