31 Ağustos 2009 Pazartesi

"Normal" bir insan olmak.

Arasıra deniyorum. Başarıyorum gibi. Ufak ufak insanlara dertlerimi anlatmaya başladım. En ufak en önemsiz olanları. İyiyim ya. Mutluyum. Bir çok sebepten buraya yazı yazmak istemiyorum. Öyle.

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Çok şey hakkında hiçbirşey

Hayat, insanlar, insan ilişkilerim, moralim, ruh sağlığım/sağlıksızlığım, beden sağlığım, maddi sağlığım, manevi sağlığım, okul eğitim onun gibi şeyler, ailemle aram, geleceğim(?!), gemişim, şuanım, hayallerim, uyku düzenim, yeme düzenim, çalışma düzenim, düşüncelerim, kaygılarım, ümitlerim... Hepsi berbat

Yahu kötü herşey. Nasıl olabiliyor anlamıyorum. Bazen yok diyorum o kadar kötü durumda değilsin, daha kötü olanlar da var, bakıyorum, yok lan öyle bişey?! Dememek gerekir tabii.

Hergün öğleden önce bir çingene ailesi var. Sokak sokak dolaşıp çöpleri karıştırıyorlar. Onları görünce gerçekten iyiyim diyorum. Yukardakilerin hiçbiri iyi değil, ama onlar kadar kötü değil, şükretmek gerek. Bir anne, enbüyüğü 16-18 yaşında bi grup çocuk, bilmiyorum kaç tane 7-8? En küçüğü bebek, annenin sırtında. Hepsi çöpleri araştırıyorlar. Düşünüyorum, kendine ait bir odan yok. Düzgün bir evin yok. Her an istediği şeyi yiyeiyorsun (bunu ben de yapamıyorum), istediği şeyi giyemiyor (kısmen ben de yapamıyorum), ailesiyle arasının iyi olabildiğini sanmıyorum (benim de değil), parası yok (inan bana benimde yok), ileride dönük gerçekleşebileceğine inandığı bir hayali yok (hiç olmadı ki?)... Ama hala ben daha iyi yerdeyim diyorum, evet doğru.

Çingene çocuklarına yüzsüzlükleri yüzünden sinir olmakla beraber, acıyorum. O hayatı nasıl bırakıp gidebilirler nasıl kurtulabilirler düşünüyorum ve bulamıyorum. Okul yüzü görmemiş, tanıdıkları okula gitmemiş, ailesi eğitime önem vermiyor. Hatta her nedense nefret ediyor (?!).

Yazarken sıkıldım. Aslında yazmak istiyorum. Ama "yarın" ne yapacağım hakkında bir fikrim yok o yüzden ne yaparsam yapayım şu aldığım nefes bile "gereksiz" geliyor bana... Yok mu çaresi kurtulmanın?

Hafızam fil gibi.

Aldığım her nefes sıkıcı bence.

Buğra filan vardı bi ara, noldu?

Buğra iyiydi de, çevresi kötüydü.

Sıkıldım yine.

Piç diyesim var

14 Ağustos 2009 Cuma

yazcağım şeyler var. unutmadan yazarım umarım...

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Sorun sende değil, bende

Düşündüm de, ben hayattan nefret etmiyorum. Bariz kendimden nefret ediyorum. Kendimi sever göklere taşır bir insanım. Ama kendimden nefret ediyorum. Seviyorum ayrı. Ama nefret zamanı geldiğinde herşeye baskın geliyor...

Ha şu dengesizliğimin sebebi ise hayat sanki. Bir iyi bir kötü. Bir kuyuda, bir göklerde. Sanıyordum ki böyle olmasının özünde beni sersemletmek, aptala çevirmek var, hayır yok. Gülümseyesin diye oluyor bunlar.

Allah'ım seni seviyorum biliyorsun di mi?

Hiç birinizi kırmak istemiyorum

Herşey güzel güzel giderken yine bir ufak söz bir ufazık davranışımla herşeyi berbat ediyorum. Ailem bana küsse hiç kimse umrumda olmaz. Ama arkadaşlarım küsmesin. Onlar bana sırtını dönünce hayattan nefret ediyorum. Kendimi çok kötü hissediyorum. Annem bana kızsa bağırsa, umrumda olmaz. Biri bana darılsın kırılsın, kafamı kırmak istiyorum. Hatalar yapıyorum. Dengesiz bir insanım. Düzgün olamıyorum. Ama arkadaşlarım benden vazgeçmesin. Şu hayatta tek dayanaklarım onlar. Özür dilerim binlerce kez. Ama affettirmez biliyorum. Herieyden vazgeçiyorum. Yaşamayı bu dünyaya gelmiş olmamayı istiyorum. Ailem gibi gördüğüm, ilgi sevgi gördüğüm. Ailemden daha fazla yanımda olan insanlar. Ama kırıyorum bir şekilde. Hayattan soğuyorum. Telefonumu kapatıyorum. İnternete girmiyorum. Hayatta dğeilmiş gibi davranıyorum. Çünkü bunu istiyorum. Özür dilerim binlerce kez. Burayı bilmiyorsun, okumuyorsun. Nasıl affediceksin. "Zamanın geçmesini" bekliyip sonra hiç bişey olmamış gibi yine konuşabildiğim zamanları beklicem. Yüzsüzlüğe vurucam. Çünkü özür dileyemiyorum. Kendimi affettiremiyorum. Özür dilerim demek yeterli olmuyor. Gerçekten içimden gelerek dediğime inandıramıyorum...

Özür dilerim...

11 Ağustos 2009 Salı

Tek dileğim

Geberip gidersin umarım. Bir damla göz yaşı dökmem emin ol. Hatta sana tecavüz filan etsinler önce, parçalansın bağırsakların.

Dünya üzerinde ennn nefret ettiğim insansın. Bunu asla unutma. Yanıma yaklaşma kendini sevdirmek için. Nefret ediyorum senden.

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Hay lanet olsun

Dilimden düşmeyen söz. Sürekli olarak lanet olsun demek istiyorum. En ufak bir terslikte. Kaldıramıyorum.

Dün gece neden bilmiyorum öyle bir kabardı ki içim. Oysa eğlenmiştim. Gün güzeldi bir nebze. Yeni karşılaştığım bir sorun olmadı. Öyle bir doldum öyle bir doldum ki birden ağlamaya başladım. Ağlamamaya en azından sessiz olmaya çalışıyorum ama herkes duysun istiyorum herkes bilsin. Ama gelip sorucaklar sonra "neden ağlıyorsun?" cevap veremem. Çünkü belli "bir şey" değil. Süregelen, dağınık bir konu.

Birden bire gibi gelmişti, ama birden bire değil şimdi düşününce. Abim gece geç geldi. Geldiği gibi annemle mutfakta dertleşmeye başladı. İş sorunları filan. Dertleşmelerini düşündüm. İlk kez olan bişey değil. Annem bana sormaz "nasılsın, bir derdin var mı?" diye, hemen hemen hiç sorduğu olmadı. Sorsa bile savuşturdum. Görünüşte benim dışarıya dönük, konuşkan, atılgan olan. Abim içine kapanık, sessiz, çekimser. Ama ailede benim derdimi merak eden olmadı hiç Babamı geç zaten. Annemi istiyorum ben. O sorsun, o ilgilensin, biraz ilgili olsun. Aynı evde yaşıyoruz diye benim farklı sorunlarımın olmayacağını düşünüyor. Böyle düşünmesin. Gelsin sorsun, yakın dursun. Abim dışarı çıkıyor, sinirli yapıda, iş sorunları bizden farklı, bu yüzden düşmesin üzerine. Bana da düşsün. Ben de aynısını istiyorum. Bekliyorum. Okuldan geldiğimde meraksız bir nasılsın sorardı. Asla kötüyüm dediğim olmadı. Hiç kimse gelip sorsa "kötüyüm" diyemem zaten. Birçok sebepten. Fakat bir insan hiç mi kötü olmaz? Sen anne değil misin, biraz gözlemle hiç iyi duruyor muyum? "Üstüne düşme, sıkma geçer" tüm davranışların aynı mantıkta olmak zorunda mı? Üzerine düş, ben itsem de düş, ilgilen, sor soruştur. Bunu istiyorum.

Abimin doğuştan gelen rahatsızlıkları vardı. Doktorlar ölür demiş vs vs (bak hiç umurumda değil). O yüzden abimle ilgili konulara daha ilgililer. Biliyorum. Abim lisede berbat bir çevre edindi. Günlüklerini okuyup ne derece berbat olduklarına şahit oldum (uyuşturucu filan, bak yine umrumda değil). O güne kadar hiç sağlık dışında "nasılsın" sorusunu sormaya cüret etmemişlerdi biliyorum. Ne ona ne bana. Onlara göre çocukların derdi olmaz. Kafayı bişeye taksalar bile "geçer". O günlüktekilerden sonra annem sanırım hiç abimi karşısına alıp dürüstçe derdini sormadı bildiğim kadarıyla. Babama da söylemedi (ne hoş, onun da "oğlu" çocuğu neden, niye saklıyorsun? dış kapının dış mandalı mı önemsiz gelsin onunla ilgili konular?). Ama o günden sonra biraz biraz ilgili olmaya/davranmaya/görünmeye çalıştı (sadece abime karşı).

Yıllar önce bir gün tüm aile dayılar yengeler teyzeler vs oturmuşken konu ergenliğe geldi. Yengemin kızı küçüktü "ben korkuyorum nasıl atlıcaz" gibi bişeyler demişti. Anneme sordu, "Alakasiz'in ergenliği nasıl geçti?" -ben o sıralar ergenliğimin henüz bitmiş olduğunu, hatta başlamış olduğunu düşünmüyordum-, annem dedi ki "önemsemedim geçti". Bana bakıp güldü. Kan nasıl beynime sıçradı. İlgilenmedim geçti demek ne demek? Azcık ateşim çıksa korkuyorsun, içimde dönen fırtınaları neden önemsemiyorsun?

Ben de sizi boşvereyim öyleyse.

Şehirdışı istiyordum, kendimi bildim bileli hep evin dışında olmak istiyordum. Sonra bişeyler oldu vazgeçtim, üni yüzünden. Şimdi öyle feci istiyorum ki. Orda olayım hatta mümkünse yurtdışı olsun. Uzun süre Türkiye'ye dönmeyeyim. Belki özlerler bişeyler farklı olur. Olmazsa evleneyim adamın biriyle, onu bahane edeyim, görüşmemizi istemiyor yoksa dizinizin dibinden hiç ayrılır mıyım?? Yüzlerini kırk yılda bir göreyim.

Böyle konuşsam başkasının yanında hemen, "olur mu öyle şey, ya öldüklerinde? özlersin o zaman, pişman olursun, deme öyle". Özlemek genine sahip değilim. Giden gitmiştir. Pişman olmam, saçma, olan olmuştur. Hayır birde (tamam burası biraz sorunlu) çocukluğundan beri ebeveynlerinin -ne zor kelime, kökü nerden geliyor?- ölümünü düşlemiş (iyi anlamda değil, hayal etmek), onlarsız kalmanın ne olabileceğini hemen hemen her olasılığıyla (her zaman tüm olasıkları düşünemezsin, Olasılık'ta vardı sanırım) düşünmüş, kendini onlarsız olmaya düşsel olarak hazırlamış biri olarak ölümleri sanmıyorum çok derinden etkilemez. Duygusallıktan ne kadar yoksun sözler değil mi? Böyle değildim ben. Ağızdan çıkıyor olması bile aslında korkutucu ama düşüncem bu. Sanki söylesem, bişey ters gidicek, yukardaki kızıcak (ahiret inancımın olmadığını keşfettim geçende) ve gerçekten üzüleceğim bir konumda olucam. Çocukluktan gelme bir korkutma biçimi, deme öyle başına gelir, deme öyle Allah'ın gücüne gider -gücenmek anlamında galiba-, deme öyle kuantum filan...

Dün yatakta lanet olsun diye diye ağladım. Haykırdım. Güçsüz düştüm haykırışlarım arasında bayıldım/uyudum veya öyle hissettim. Sessizce. Çok ağladım kendimi sakinleştiremedim/sakinleştirmedim. Hem istemedim, hem yapamadım. Biliyordum sabah kalktığımda gözlerim davul gibi olucaktı. Oldu da. Gözlerimi zor açtım. Ama alışkındım zaten buna. İlk değil. Bi ara odadan çıktım. Annem niye gözlerin şiş senin dedi. Bilmiyorum dedim. Genelde uykusuzum derdim. Aman çok önemli sanki? Önemli bulmadı, akışına bıraktı. Sormadı başka.

Akışını bırakmak iyi değil, yatağını eşmek, yolunu değiştirmek gerek işine yaramadığı an. Olaya müdahil olmak gerek. Çabalamak gerek.

Çabalamam gerek. Hayatım için. Geleceğim -varsa- için. Ama çabalayamayacak, denemeye kalkışmayacak kadar yorgunum. İçsel yorgunluk. Akışına bırakıyorum herşeyi elimde olmadan. Kıyıdan lanet ederek fakat kılımı kıpırdatmadan

Yazmam gerek, çünkü kafamı boşaltmalıyım.

Bir iş var, ona başvurmalıyım. Günlerdir erteliyorum.

Yapacağım işler var. Ufak tefek. İstemiyorum yapmıyorum...

Ders çalışmam gerek... Off...

Neyse, boşverin, akışına bırakın, önemsemeyin, oluruna bırakın, hayırlısı deyin geçiştirin... Gününüz nasıl geçiyor sizin?

6 Ağustos 2009 Perşembe

Tek olmadığımı bilmek iyi geliyor.

link


Başkalarının sıkıntılarını okumayı -artık- sevmiyorum. Merakıma yenilip okuduğumda kendimi iyi hissediyorum. "Dertli biri görünce seviniyorum" mantığı değil bu. "Benim gibi biri görünce kendim adına seviniyorum". Olmasın kimse dertli filan...

Büyüyorum

Hızla farkediyorum. Ne kadar büyüdüğüm hakkında bir fikrim yok. Bazıları çok çocuksusun diyor bazıları yaşından daha olgunsun. Bazen ben de farkediyorum, büyüyorum. Fakat bir yanım hala çocuk kalmış oluyor. İşin içinden çıkamıyorum.

Bir ay filan önce böyle bir "aydınlanma" yaşadım :) Düşünce olarak. Annem ve halası karşılıklı oturdu, halamın annanesinden bahsettiler. Doğrusu annem tebessümle dinledi, halam anlattı. Ninemdi bahsettikleri, çocukluğumdan beri tanıdığım kişi. Eğer onu hiç tanımamış sadece halamın ağzından anlatılanları duymuş olsaydım, herhalde dünyadaki en melek, en dürüst, en ince düşünceli kişi olduğunu düşünürdüm... Ama tanıyordum. Bende biliyordum onu. Halamın anlattığı kişi tamamen farklıydı. Ha, yalan söylemiyordu, söylediklerinin hiçbiri yalan değildi, ama gerçek kişiliği bu değildi ninemin... Konuşmanın başında ağzım açık, halama belli etmeden dinledim. Yavaş yavaş anladım ki, bir insan bir kişiyi nasıl "görmek" isterse öyle görür.

Halam kendi annesini anlatıyordu, hiçbir kötülüğü olmayan melek gibi insanı. Çünkü o öyle görmek istiyordu. Biraz toz pembe de olsa... Ben annanemlerin yanında kalan zor kişilikli, huysuz yaşlıyı biliyordum. Benim bildiğim hali doğru demiyorum. Ama doğru kısımları da var. Kimse ninem için melek gibi insan demez, kendi kızları hariç. Ama bu insanın bir de oğlu var? Kızları 20lerine gelince evlenip yanından ayrıldılar, ninem ömrünün sonuna kadar oğlu ve geliniyle yaşadı. Ben o yaşadıkları evin içinde tanıdım ninemi, belki biraz bu yüzden bana kötü biri olarak tanıtılda, istemeden. Kimse kalkıp "cadaloz kadın o, onu sevme" demedi. Ama onun yaptıkları, tüm çektirdikleri kavgaları, haksız konuşmaları yanımda anlatıldı. Ben kıl kaptım. Kızı ayda yılda bir hafta onu evine çağırdı evlendikten sonra. Ki bildiğim kadarıyla ne ninem, ne de kendi öz kızı misafirliğin uzun sürmesini istemedi... Buna rağmen, en melek insan oydu halama göre, ona haksızlık yapıldı, o hiç haksızlık yapmadı...

İnsan nasıl görmek isterse öyle görüyormuş.

Durup kendi kendime "büyüdüm ben" dediğimse, annemin gıkını çıkarmadan dinlemesi oldu. Hayır sen yanlış biliyorsun, onun doğrusu bu demedi, aa evet ona çok haksızlık yapıldı demedi. Sadece oturup dinledi. Biraz onaylayarak, ama kendini geri çekerek.

Bazen susup dinlemeyi bilmek gerekirmiş.

Bazen iki farklı düşünce aynı anda doğru olabilrmiş, konu insan olunca.

"Büyüdüm" diyorum. Öyle hissediyorum. Önceden olsa dinlemezdim, hayır bunları bunları yapardı derdim. Dobralığımı kaybettim. Büyüme hoş değil bu yüzden. Bir yandan sevdim, insan dünyasına daha çabuk uyum sağlarım bu yeni özelliğimle.

Sevmedim bu yazıyı.

----

Galiba annemin doğum günü bugün. Geçen sene ailecek unutmuştuk, bu sene de böyle oldu.